
1. Borçluluk duygusu: Sınava hazırlanan öğrencilerin önemli bir kısmı kendilerine ailelerine ve yakın çevrelerine karşı borçlu hissederler. “Ailem büyük özveri göstererek beni dershaneye gönderdi, her konuda bana destek oldu. Kendimi onlara karşı borçlu hissediyorum. Ben bu borcu nasıl öderim? Üniversiteye girersem öderim. Ya üniversiteye giremezsem. Ailemin ve yakın çevremin yüzüne bakamam, çok utanırım.” Şeklinde düşünen öğrenci oranımız oldukça yüksektir.
2. Alternatifsizlik: Bazı öğrenciler mutlu olmanın ve ekonomik bağımsızlığın tek yolunun üniversite olduğunu düşünmektedirler. Hal böyle olunca “bu yıl üniversiteye girmek zorundayım, üniversiteye giremezsem mahvolurum, biterim” gibi ifadeleri sıkça kullanmaktadırlar.
3. Şüpheler: Yine bazı öğrencilerimizin “üniversiteye giremezsem zihinsel becerilerim konusunda şüpheye düşerim” gibi ifadelerine de rastlamaktayız.
4. Değer kaygısı: Sınava hazırlanan öğrencilerin bir bölümünde ise “üniversiteye girersem toplumda kendimi daha değerli hissederim, ama ya giremezsem…” ifadesi öğrencinin hedefine ulaşamaması durumunda sosyal anlamda değer kaybına uğrayacağını düşünmesi oldukça düşündürücü bir durumdur.
5. Yakın çevre: Hazırlık aşamasında öğrencilerin önemli bir bölümü “yakın çevremde herkes sadece başarımla ilgileniyor, ailem, akrabalarım, arkadaşlarım, öğretmenlerim sadece aldığım puanlarla ilgileniyorlar. Bu durum beni çok rahatsız ediyor” şeklinde yakınmaktadırlar.
6. Aşırı duyarlılık(tepkisellik veya alınganlık): Bu dönemde kız öğrencilerde alınganlık, kolay ağlama, odasına kapanma, içedönüklük; erkek öğrencilerde ise kolay öfkelenme, agresif davranışlara sık rastlanmaktadır.
7. Velinin kaygısının yansımaları:
Sınava hazırlanan bir öğrencinin anne ve babasına önemli görevler düşmektedir.
Bu görevler ailenin bütçesinin sınırlarını zorlayarak çocuğuna en iyi eğitim imkanlarını sunmak ve ona uygun çalışma şartlarını hazırlamakla sınırlı değildir.
Çocuğuna bu zor süreçte her türlü destek olmak anne ve babaların temel görevlerindendir.
Sınava hazırlanan öğrencinin bu süreçte yaşadığı en temel sorun “kaygı” dır
Sınava hazırlanan bir öğrencinin yaşadığı kaygının iki nedeni vardır.
Birinci neden tümüyle gerçek ve akılcı bir temele dayanmaktadır.
Sonuçları hayatının akışını etkileyecek büyük bir yarışta yer alacak olmaktan kaygı duymak, doğal ve yerinde bir durumdur.
İkinci neden tümüyle gerçek ve akılcı bir temele dayanmaz.
Anne ve babama ne derim
Arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım
Akrabalarım benim için ne düşünür.
Gibi düşünceler sınava hazırlanan öğrencinin kaygısını yükseltir.
Her konuda olduğu gibi sınavlarda başarılı olmak için belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır.
Ancak, öğrenmeyi, akıl yürütmeyi ve sınav sınav başarısını olumsuz yönde etkileyen temelinde öğrencinin kendine olan güvensizliğinin yatttığı kaygı “yüksek kaygı” dır.
Gencin kendisine güvensizliği ise önemli ölçüde anne ve babasının bilerek veya bilmeyerek uyguladığı eğitim ve yaklaşımlarının sonucudur.
Öğrencinin sürekli aynı tempoda çalışması oldukça zordur. Öğrencinin zaman zaman ders çalışma motivasyonunun düşmesi velilerin ders çalışma sistemine müdahale etmelerine neden olmaktadır. Bu müdahaleler öğrenci tarafından sert tepkilere veya hiç çalışmamak gibi pasif tepkilere neden olmaktadır. Ayrıca sınava kısa bir süre kala velilerin de kaygısı artmakta bazen bu kaygıyı yüz ifadelerine bile yansıtmaktadırlar. Bazı öğrenciler “annemle konuştuk artık kaygılanmama neden olacak ifadeleri hiç kullanmıyor. Ama fark eden bir şey yok, onun yüzüne baktığında kaygıyı rahatlıkla görebiliyorum” demektedirler.